Ana içeriğe atla

Kayıtlar

EVANTHIA REBOUTSIKA: MÜZİKLE ÖZGÜRLEŞİYORUM

RÖPORTAJ: TÜLAY ESEN B azı insanların sanat yaşamı henüz kendileri doğmadan çiziliyor sanki. Sanatla içli-dışlı bir ailenin çocuğuysanız, sanatçı olmak kaderiniz oluyor ve belki en fazla hangi dalında devam edeceğinize dair tercihlerde siz müdahil olabiliyorsunuz. Serin bir kasım sabahı Yunanistan’ın cennet misali yarım adalarından Mora’nın Achaea şehrinde dünyaya gözlerini açan Evanthia Reboutsika, böylesi sanatçılardan. Çocukluk yıllarını erkek kardeşi Ploutarchos, kız kardeşleri Maria ve Ioanna ile beraber Yunanistan’ın 3. büyük şehri Patras’ta geçiren Reboutsika, doğuştan kaderi tayin edilen sanatçılardandır. Zira babası geçimlerini şehirdeki küçük sinema salonu olan Rex ile sağlıyordur ve annesi aynı salonda gişe memuresi ya da yer gösterici olarak eşine yardım ediyordur. Küçük Evanthia, her ne kadar daha konuşmayı dahi öğrenmeden filmlerle içli dışlı olduğu için aktrist olmak istese de, izlediği filmlerin müzikleri onu daha çok etkilemiştir. Ve müziğe büyük bir yatkınlığ...

ÖLÜMÜNÜN 14. YILINDA AHMET KAYA'NIN FEVKALE ONURLU VE HAZİN ÖYKÜSÜ - OLMASAYDI SONUMUZ BÖYLE !

HABER: TÜLAY ESEN “B ilimle anla beni felsefeyle anla, tarihle anla ve öyle yargıla.” demişti Ahmet Kaya 1988 yılında çıkarttığı ‘Başkaldırıyorum’ albümünde. Ve yıl 2014; Ahmet Kaya’nın tarihin unutulmaz kahramanlarının yattığı Pere Lachaise Mezarlığı’na gömülmesinin üstünden tam 14 yıl geçti. Günün konjonktürü onu tarihle anlamıştı artık. Ahmet Kaya’yı vatan haini ilan edenler, ona bir ödül gecesinde çatal-bıçak fırlatanlar, haberlerin üst başlığından kendisine küfür edenler bugün ondan özür diliyor, mezarına gidiyor ve başka bir dilden söylenecek bir şarkı ile ülkenin bölünmeyeceğini, aksine tüm halkların birbirine yaklaşacağını anlıyorlardı. Tarih 16 Kasım 2000… Sürgünde bir öfkeli adam. Aynı zamanda buruk ve kırgın… Öfkesinin keskinliği bu yüzden. Zamansız ve iç burkucu bir ölüm onunkisi. Hesapsız ve kitapsız bir gidiş. Ölümünden iki gün sonra kalabalıklar tabutunun başında yas tutuyor. Yer Paris Lachaise Mezarlığı, kızı Melisa ve eşi Gülten Kaya da orada. Gülten Kaya...

YOUSUF KARSH'IN ARŞİVLİK PORTRELERİ

“BİR FOTOĞRAFÇI OLARAK HER KADIN VE ERKEĞİN SAKLANMIŞ SIRRINI ORTAYA ÇIKARABİLMEK BENİM VAZİFEM." DİYEN YOUSUF KARSH'IN AMERİKAN PORTLERİ ADLI SERGİSİ 2 MAYIS'TA NATIONAL PORTRAIT GALERİ'DE AÇILDI. HABER: TÜLAY ESEN Ermeni asıllı Kanadalı fotoğrafçı Yousuf Karsh, 1926 yılından 2002 yılına ölümüne kadar süren fotoğrafçılık kariyeri boyunca eserlerini adeta sanatta tesadüflere yer yoktur ilkesiyle ortaya koymuş. Karsh’ın fotoğraf merakı 18 yaşında amcasının kendisine aldığı fotoğraf makinesi ile başlamış. İlerleyen yıllarda Boston’da amcasının arkadaşı John H. Garo’nun yanında usta-çırak ilişkisi içerisinde aldığı eğitim onu üç yıl sonra Ottowa’da kendi stüdyosunu açabilecek profesyonellik düzeyine ulaştırmış. Stüdyosunu açtığı ilk yıllarda Kanada Küçük Tiyatro’daki fotoğraf çalışmaları Karsh’ın kariyerinde iki farklı deneyimi yaşamasına vesile olmuş. O güne kadar biraz da oluşturduğu kompozisyonlar gereğince gün ışığında çalışan Karsh, ilk defa bir tiyatro ...

DOĞUNUN HALILARI BATININ RESİMLERİNDE

Bir halı düşünün üzerindeki desenler ve şekiller Batı’lı ressamlara ilham olsun. Bir resim düşünün içinde Doğu sanatının motifleri olsun. İşte bu sentez Dünya’nın en önemli üçüncü müzesi olan New York Metropolitan Müzesi’nde “Doğu’nun Halıları Batı’nın Resimlerinde” adlı sergiyle görücüye çıktı. 11 Mart’ta meraklısıyla buluşan sergi, müzenin her yıl iki milyon ziyaretçiyi ağırladığı İslami Sanatlar Galerisi’nde 17. Yüzyıl’da Hollandalı ressamlara ait üç farklı resim ve İslam Sanatı’na ait 3 farklı halıdan oluşuyor. Sergilenen halı türlerinin aynılarını onlarla eşleşen resimlerde görebiliyoruz.   Tarihte, uluslarası ticaret ile başlayan kültürler arası etkileşimin günlük hayata dokunuşları sanata da yansıdı. Ticaretle beraber ithal edilen ürünler Batı’da zengin ve aristokrat sınıfın yaşam alanlarında oryantalist izler bırakmaya başladı. Doğu’da soğuktan korunmak için ve dekorasyon amaçlı kullanılan halılar da Batı’ya ticaret ile geliyordu. 15. Yüzyılda deniz ticareti V...

AHMET ÜMİT İLE CİNAYETİN ANATOMİSİ

TARLABAŞI SOKAKLARINDA GENİZLERİ YAKAN BİR KÖMÜR KOKUSUNUN HAKİM OLDUĞU BİR MEVSİMDE İŞLENEN BİR CİNAYETİ YAZSA YAZSA KİM YAZABİLİR? SORUNUN CEVABI ELBETTE AHMET ÜMİT. AHMET ÜMİT, GERÇEKÇİ POLİSİYENİN TÜRKİYE'DEKİ ÖNEMLİ TEMSİLCİLERİNDEN BİRİSİ. YAZAR, ROMANLARINDA CİNAYETİ ANLATTIĞI KADAR HATTA ONDAN DAHA FAZLA CİNAYETİN TOPLUMSAL ANATOMİSİNİ ANLATIYOR. BEYOĞLU SOKAKLARI, BATAKHANELER, İYİ İNSANLAR, KÖTÜ İNSANLAR, NE İYİ NE DE KÖTÜ İNSANLAR, KATİLLER, SAFLAR, TİNERCİLER, İN, CİN HEPSİ ONUN POLİSİYELERİNDE BİR YER ALIYOR, BİR KAYBOLUYOR. BAŞKA BİR DEYİMLE O, AHMET MİDHAT EFENDİ'LER, PEYAMİ SAFHA'LAR, HALİT REFİK KARAY'LARIN DA YER ALDIĞI TÜRK POLİSİYE KERVANINDA CİNAYETİN AHMET ÜMİTCE'SİNİ ANLATIYOR. AHMET ÜMİT POLİSİYESİNDEN BAHSEDİP ONUN BAŞLICA KARAKTERİ OLAN AŞKOMİSER NEVZAT'TAN BAHSETMEMEK OLMAZ. O BAZEN BİR SİNİK GİBİ GÖZÜKEN AMA YERİ GELDİĞİNDE HAYATA KARŞI HERKESTEN DAHA ÇOK DUYARLI OLAN, HER NE OLURSA OLSUN İYİ BİR GÖZLEMCİ OLAN, TOPLUMU, SOKAĞI, İYİ AN...