Ana içeriğe atla

BU ALEMDE ÇARŞI BEŞİKTAŞ' A KARŞI

Medya bir canavar yarattı. Onun adı TARAFTAR.


"Sevinmek için sevmedik biz seni, sen yenilmişsin umurumda değil ki."
Bu Beşiktaşlı tarafların sözüdür. Bu söze gönülden inanırlar(dı) ve yenilgi sonrasında suratları düştüğünde kendilerini böyle avuturlar(dı). BU ARTIK EN BUYUK YALAN HALINE GELDI.

Beşiktaş - Konyaspor maçında Holosko başta olmak üzere bütün futbolcuları yuhalandı. Şimdi yazarlar çıkmış şundan söz ediyor:
Futbolcuları protesto eden BJK taraftarı haklı mı?

Taraftar ne ile coşar?
Galibiyetle.
Taraftar neye sinirlenir?
Yenilgiye.
O zaman taraftar ne için maça gider?
Eğlenmeye.
Eğlenemeyen taraftar ne yapar?
Agresifleşir.

Taraftar haklı. Spor zeki, çevik, ahlaklı değil. Spor'da "adil" olma gibi bir kavram da yok. Spor öyle bir hal aldı ki iddaa olmasa spor bitecek duruma geldi. Taraftar para veriyor bilet alıyor, para veriyor iddaa oynuyor, para veriyor forma alıyor sonra maçta futbolcular iyi oynamadığı için "yuhaladılar" diye suçlu muamelesi görüyor. Taraftar hep verir hiç bir şey alamazsa yuhalamadan daha fazlasını yapar. Bu holiganizmdir ve bu artık taraftarın patlama noktasıdır.

Beşiktaş spor endüstrisinin farkında değil. Taraftara yolladığı mesajdan bunu görüyoruz. Büyük paralarla transfer ettiği futbolcuları bile ikonlaştırmayı beceremedi. Kulüp bundan sonra öyle bir iletişim stratejisi uygulaması lazım ki birileri boş boş konuşurken bile kulüp para kazansın. Beşiktaş taraftarını hipnotize etmeyi başaramadığı için taraftarın tepkisi arttı. Takım taraftarı etkileyeceğine taraftar futbolcuları yuhalayıp motivasyonunu düşürüyor.

Bir de son sözüm spor yazarlarına. Özellikle de
"Tarihteki örnekler kötü günde taraftarından destek gören futbolcu ve takımların kısa sürede toparlandığını gösteriyor." diyenlere.

Tarih'in tozlu sayfalarındaki spor yerini internette ya da bayi de iddaa oynayan, evine kablolu yayın bağlatan taraftarın yerini aldı. Yani sizin dediğiniz o tarih "TARİH OLDU."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YOLU AUTOBAN'DAN GEÇEN MİMARİ

RÖPORTAJ: TÜLAY ESEN Sefer Çağlar ve Seyhan Özdemir 2003 yılında kurdukları    ‘Autoban’ adlı tasarım ofisi ile 12 yılı aşkın süredir yurt içinde ve yurt dışında kafe ve restoran tasarımları, konut, otel, perakende mağazaları, ofis, sinema salonu, öğrenci yurtları ve mobilya tasarımları gibi pek çok alanda çalışmalar yapmaya devam ediyor. 2012 yılında Ulus Savoy Projesi’nin sosyal alanlarını yapan Autoban ekibi havacılığa olan ilgileriyle bu sektörde de önemli    projelere imza attı. Atatürk Havalimanı CIP projesinden sonra son olarak “mikro mimari” yaklaşımı ile yaptıkları Bakü Haydar Aliyev Havaalanı iç mekan tasarımı ile 2014 yılı ‘Red Dot’ tasarım ödüllünün sahibi oldu. Yurt dışında yaptıkları işlerle kendinden söz ettiren başarılı ekip bu yıl, Londra’da dünya mutfağına kendine has yorumlar getiren ünlü restoran girişimcisi Alan Yau’ya ait iki restoranın tasarımını üstlendi. Sefer Çağlar, Seyhan Özdemir ve Efe Aydar ortaklığı ile ilerleyen 35 kişi...

SESLENDİRMEDEN KÜLTÜR–SANATA, ÖYKÜLERDEN TELEVİZYONA: YEKTA KOPAN

RÖPORTAJ: TÜLAY ESEN H er şeyden önce tiyatrocu Yekta Kopan; sanatçı bir ailenin çocuğu… Sonra ses; babası aracılığıyla henüz çocukken, TRT Ankara Radyosu’nda seslendirme yapmaya başladı. Seslendirme sanatçısı olan ablası Yeşim Kopan gibi Radyo Çocuk Saati programında seslendirme eğitimi aldı ve bu alanda çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Önemli karakterler onunla dilimize dönüşüp yakınlaştı. Jim Carey yahut Michael J. Fox mesela ya da Buz Devri’nin hınzır karakteri Sid. Ve kalem epeyce; kelimelerle ilk ilişki, şiirle başlıyor. Ardından sıcak ve sade öyküler damıttı hayattan. İlk kitabı ‘Fildişi Karası’ 2000 yılında yayımlandı. Ardından ‘Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri’ , ‘Yedi Derste Vicdan Muhasebesi’, ‘Kara Kedinin Gölgesi’ ve ‘Karbon Kopya’ adlı öykü kitapları ile ‘İçimde Kim Var?’ adlı romanı takip etti. Oyun yazdı, kitapları ödüller aldı. Tüm bunların yanında yaptığı televizyon programlarıyla kültür–sanat alanında görünür bir isim oldu. İyi bir ‘blogger’ aynı zam...

ÖLÜMÜNÜN 14. YILINDA AHMET KAYA'NIN FEVKALE ONURLU VE HAZİN ÖYKÜSÜ - OLMASAYDI SONUMUZ BÖYLE !

HABER: TÜLAY ESEN “B ilimle anla beni felsefeyle anla, tarihle anla ve öyle yargıla.” demişti Ahmet Kaya 1988 yılında çıkarttığı ‘Başkaldırıyorum’ albümünde. Ve yıl 2014; Ahmet Kaya’nın tarihin unutulmaz kahramanlarının yattığı Pere Lachaise Mezarlığı’na gömülmesinin üstünden tam 14 yıl geçti. Günün konjonktürü onu tarihle anlamıştı artık. Ahmet Kaya’yı vatan haini ilan edenler, ona bir ödül gecesinde çatal-bıçak fırlatanlar, haberlerin üst başlığından kendisine küfür edenler bugün ondan özür diliyor, mezarına gidiyor ve başka bir dilden söylenecek bir şarkı ile ülkenin bölünmeyeceğini, aksine tüm halkların birbirine yaklaşacağını anlıyorlardı. Tarih 16 Kasım 2000… Sürgünde bir öfkeli adam. Aynı zamanda buruk ve kırgın… Öfkesinin keskinliği bu yüzden. Zamansız ve iç burkucu bir ölüm onunkisi. Hesapsız ve kitapsız bir gidiş. Ölümünden iki gün sonra kalabalıklar tabutunun başında yas tutuyor. Yer Paris Lachaise Mezarlığı, kızı Melisa ve eşi Gülten Kaya da orada. Gülten Kaya...