Ana içeriğe atla

Kayıtlar

GRASSROOTS ÇOCUKLARIYLA MUTLU BİR AN :)

Geçtiğimiz yaz mezuniyet törenime çok yakın bir tarihte önüme macera dolu bir reklam filminde yapım asistanlığı fırsatı çıktı. TFF ve Ülker'in ortak çalışması olan Grassroots Futbol Köyleri'nde alt yapıdan yetişmeye başlayıp futbola gönül vermiş çocukların 10 günlük kamp boyunca neler yaşadıklarını, neler yaptıklarını ve neler hissettiklerini yansıtan bir reklam filmi çekilecekti. Ekip süperdi. Deplase Keyifler'le taraftarı Lig TV ekranına bağlayan Rio Film ekibiyle birlikte olacaktım. Bir yandan çok sevdiğim okulumdan ayrılırken atacağım kep, öte yandan böylesine güzel bir reklam filminin içinde olabilme şansı, beni hayatımın zor kararlarından birini vermek zorunda bıraktırdı. Bir günün sonunda, hayatımın en gururlu günlerinden birinde olmak yerine idealist ruhumla reklam filminde çalışmayı tercih ettim. Reklam filmi öncesinde bana düşen çalışmalar, organizasyon, bütçe derken 30 Haziran öğleden sonra reklam filmi için Nevşehir'e indik. Buradan sonra Kartepe...

MEDYA KURUMLARININ YÜKSELİŞİ VE DÜŞÜŞÜ

Bize medya 3.0’ı veren aynı teknoloji, gazetecilik kurumu olarak bildiğimiz 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan gazeteciliğin güçlü kurumsal üreticiler birliği maddi yönden felaketin eşiğinde. Özellikle son on yılda, gerçeklik habercilikle karşı karşıya kaldı. Yayınlar ve habercilik eskisi gibi değiller, içi boş kabuğa dönmüşler. Peki, ne oldu? Kolay cevap, reklamcılığın ortadan kalktığı olacaktır. Bunun tohumları yıllar önce, gazete ve yerel televizyon istasyonlarının para basmak için yetkili olmalarıyla ekilmişti zaten. Bunun sebebi ise, basım ve yayın lisanslarının maliyeti, diğer şeylerin yanı sıra potansiyel rakiplerin bu pazarlara girme isteğiyle beraber, aşılacak engellerin ve ödeneklerin çok yüksek olmasıydı. Günlük gazete işinde ise rekabet giderek azalıyordu, son yüzyılın sonlarına doğru birden fazla gazete satın alan topluluklar artık nadir görülüyordu. Yani gazeteler tekel, yerel televizyon istasyonları ise oligopol olmuştu.  Az sayıda şirketin ülkeleri...

SOCIAL IMPACT OF TECHNOLOGY

    Bir ülkenin nasıl olduğunu anlamak istiyorsak yapmamız gereken iki şey vardır. Birincisi o ülkenin üretimine ikincisi ise o ülkenin teknolojiyi nasıl kullandığını bakmaktır. Çünkü toplumların yansıması hayat tarzlarının aynasıdır. Örneğin bizim ülkemizde Youtube ve Blogspot neredeyse hiç derine girmeden sunulan nedenlerden dolayı kapatıldı ve böylece insanların bilgiye ulaşması bir koldan engellenmiş oldu. Emperyalist güçlerin çıkar çatışması nedeni ile  I. ve II. Dünya savaşları yaşandı. Savaşın çıkmasıyla birlikte iletişimin de gücü arttı. Bu nedenle I. Dünya savaşında telgraf  II. Dünya Savaş’ında telsiz ve II. Dünya savaşının sonunda ise bilgisayar icad edildi. Bunun yanında ilk mobil telefon uygulaması da aynı yıllarda ABD’de de hayatımıza girdi. Buna bağlı olarak hayat tarzlarının hem teknolojinin gelişmesine hem de toplumu değiştirmesinde ve dönüştürmesinde etkili olduğunu söyleyebiliriz. Hayat tarzlarının teknolojiyi geliştirmesine bir ör...

YENİ MEDYA VE YURTTAŞ GAZETECİLİĞİ

Gazeteciliğin derin bir bunalım geçirmekte olduğunu epey bir zamandır duyuyoruz. Üstelik bu kez feryatlar yalnızca bizden değil, dünyanın pek çok yerinden yükseliyor. Amerika’dan, Avrupa’dan benzer sesler duyuyoruz. Alametler çoktan belirdi: Gazeteler kapanıyor, birleşiyor, el değiştiriyor, iflas ediyor. Tirajlar düşüyor, boyutlar küçülüyor, içerikler değişiyor, yepyeni pazarlama yöntemleri deneniyor ama kötüye gidiş bir türlü durdurulamıyor. Belli ki ülkeden ülkeye hastalığın ulaştığı evrelerde farklılıklar olsa da, evrensel bir sendromdan söz ediyoruz. En azından kağıt üzerine düşülmüş mürekkep lekeleri şeklinde üretilen ve fiziksel olarak dağıtılan gazetenin can çekişmekte olduğu kanısı yaygın. Gazetelerin öldüğü, daha doğrusu özgür ve bağımsız gazetelerin yurttaşları sürekli biçimde bilgilendirmediği bir dünyada, “bilgiye donanmış yurttaşlar”ın varlığını şart koşan demokratik sistem ayakta kalabilir mi? İzlediğimiz ve okuduğumuz haberdeki tek düzelik, halkın savunucusu ...

SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ

New York Times yazarı Thomas L. Friedmann The World is Flat kitabında küreselleşmenin siyaset, ekonomi ve teknoloji açısından aşama aşama anlatırken kitabına çok güzel bir isim vermiş aslında: Dünya Düzdür. Dünya’nın coğrafi olarak kutuplardan basık, ekvatordan şişkince ve küre şeklinde olduğunu biliyoruz fakat teknolojide, haberleşmede, pazarlamada Dünya internetin ve haberleşme teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla (2G,3G,4G) düz bir hale geldi. Artık saat farkı bile olmaksızın istediğimiz kişiyle görüşebiliyoruz, istediğimiz ürünün lansmanını istediğimiz ülkeye internet yoluyla yapıyoruz, üstüne üstük başka ülkelerdeki taşeron firmalara kendi işimin bir kolunu yaptırabiliyoruz. İnternetin yaygınlaşması hayatımıza yepyeni bir olguyu getirdi: Sosyal Medya. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte insanlar saatlerce bilgisayarlarının başından kalkmıyor üstüne üstük teknolojinin gelişimiyle çıkan tablet bilgisayarlar ve smart phonelarla birlikte internetin taşınabilir halinden de yararl...

3G TEKNOLOJİSİ HAYATIMIZA NASIL GİRDİ VE 4G NE ZAMAN GİRECEK? APPLE’IN BAŞARISININ SIRRI NEDİR?

3G Teknolojisi hayatımızın neredeyse tümünü kaplamış durumda. Evde, işte, okulda, izlediğimiz televizyonda bile bazı canlı yayın bağlantıları 3G ile yapılıyor. Bilim adamlarına ve teknolojik gelişmeleri yakından takip eden insanların öngörülerine göre yakında 3G teknolojisi ve onun ilerleyen versiyonları ile evimizin banyosundaki aynadan bile günlük hava durumunu, yol durumunu, arkadaşlarımızın sosyal medyadaki girdilerini görebileceğiz. Şuanda 3G teknolojisi bu yapıyı destekler durumda ve bu yapı hayatımıza girebilir fakat kapitalizmin bu teknolojiden önceki teknolojilerden kazanç sağlaması gerekiyor. Peki 3G nedir ve biz bu teknolojiye nasıl geçtik? İlk mobil telefon uygulaması 2. Dunya Savaşı’ndan itibaren ABD’de hayatımıza girdi. Onu hayatımıza sokabilmemiz uzun bir zaman aldi. Çok basite indirgedigimiz şeyler global haberleşmenin çesitli formlara sokulması için bir çok aşamalardan geçti. İlk mobil telefon uygulamasının başladığı yıllarda onu hayatımıza sokmamız uzun zaman alırke...

TARAFTAR, POLİS VE ÖĞRENCİ

Önceki akşam Beşiktaş - Bursaspor maçında olanlar sporun artık sanıldığından daha büyük bir güç olduğunu ortaya koydu. Önceki yazılarımda 'holiganizm'den bahsetmiştim. İletişim öyle bir şey ki "senin ne söylediğin önemli değil; karşı tarafın ne anladığı önemli". İşte medya tam da bunu yapıyor. Bunun en büyük nedeni medya taraftarı çok iyi tanıyor. Kanıtlanmış verilere göre insanlar duygularıyla karar verirler. Beynin rasyonel tarafı ancak olgulara, olaylara bir tanım koyabilir. Taraftarın duygularıyla hareket edeceğinden emin olan medya yarattığı canavarı yine o canavara gazete sayfalarından, televizyon haberlerinden, sosyal medyadan yine ona gösteriyor. Spor artık öyle bir güç ki polis bile onu durduramıyor. Bir tarafta Beşiktaş- Bursaspor maçından 2 gün önce aynı yerde sesini duyurmak için anayasal hakkını kullanarak eylem yapan öğrenciler diğer tarafta ise hiç bir hakkı olmadan karşı takımın taraftarına saldıran holigan taraftarlar. Öğrenci anayasal hakkını kullana...